2.11.12

Müzik Hocasının On Sekiz Yaşı

''Şimdi düşünüyorum da on sekiz yaşında olsam, yüzümde bir parıltı ve daha her şeyi kaldıracak bir tazelikle, uykusuzluğun, sigaranın, somurtmanın, anlayışsızlığın yakıştığı yaşımda, anlayışsızlığıma en anlayışlının hayran olup kölelik ettiği yaşımda, ben bunu artırdıkça artan çekiciliğimle, nereye yürüyeceğini bilir gibi emin yürüyüşümle, neye güldüğünü bilirmiş gibi gülüşümle, o uzun öğleden sonraları sokaklarda evinden daha rahat eden insanların hafifliğinde yürüseydim, büyük şairleri hiç tanımasaydım, fazla müzik dinlemeseydim, bir sürü arkadaşım olsaydı ve onlardan sıkılmasaydım, utanmayı zaten pek bilmeseydim, şöyle hani içim sızlamadan bir sabah hayatta olmayı sezerek, ama tatlılıkla sezerek Harbiye'den Tünel'e kadar yürüseydim. Etraftan gelen sesler, dükkânların açılış hazırlıkları, konuşmalar, itişmeler bana da ait olsaydı. Bunlara hep komşu çocuğun oyuncakları gibi göz ucu ile imrenerek bakmasaydım, bana da aynı rahatlıkla seslenilebilseydi, acaba ne duyardım? Acaba kendilerine hep böyle seslenilenler ne duydular, bu duydukları çarpan bir ses miydi, içe işleyen mi, kalan mı, ait olan mı, yer eden mi, kolaylaştıran ılık bir şey mi, sertliği yok eden mi, hayalleri kırıp hayata yaklaştıran 'Buradan devam et!' diyen mi?''

(Şule Gürbüz'ün Zamanın Farkında adlı kitabında yer alan 'Müzik Hocası' hikâyesinden)