13.5.13

Orta yapılı, sarı renkli, uzun yüzlü, kısa sakallı ve küçük beyinli bir adam.


Azkayin Çoçer (Milletin Kodamanları) Hagop Baronyan'ın (1843-1891) 19. yüzyılın kültürel ortamını daha yakından anlamamızı sağlayacak önemli eserlerinden biri. Baronyan kitapta, her zamanki satirik üslubuyla, dönemin önemli şahsiyetleri hakkında kısa denemeler kaleme almış. Bunlardan  Güllü Agop (Hagop Vartovyan) hakkında olanı birkaç sene önce Mimesis dergisi için tercüme etmiştim. Tanzimat'ın büyük yazarının, Osmanlı'da modern tiyatronun kurucusu hakkında yazdığı bu metin dönem hakkında pek çok ima ve göndermeyle süslü:

Hagop Vartovyan, Vartovyan kumpanyasının oyuncu yönetmeni, 1830 Ağustos’unun 18’inde Beşiktaş’ta doğdu. Anasının karnından öyle artistvari fırladı ki, görseniz kulisten sahneye geliyor sanırdınız; öyle bir şiddetle dışarı hücum etti ki az kaldı ebenin burnu kırılacaktı. Orada bulunanlar ebenin gönlünü aldılar ve tam ücretini verecekleri sırada Vartovyan ortalarına atladı ve dedi ki: Nizamnameye[1] göre paranın yarısını ayın 15’inde diğer yarısını ayın sonunda verin! 1846’da okula gönderdiler ki zihni gıda alsın fakat o bu tür gıdalara önem vermeyerek dikkatini sınıftaki çocukların hareketlerine ve tavırlarına verdi. Hiç ders dinlemezdi. Ders sırasında yanındaki arkadaşı cevapları ona yavaşça söylerdi ve böylece dersleri iyi öğrenmiş olurdu. Bu icadı onun için çok yararlı oldu, öyle ki bugün bile asla rolünü ezberlemez, söyleyeceğini suflörden kolaylıkla alır. Akşamları okuldan döner dönmez mahallenin küçüklerini toplar, odasının köşesine bir perde çekerek hayal oynatır, Karagöz’e aşık, Hacivat’a da asil baba rolünü verir ve kendisi perdenin arkasına geçip bunları canlandırırdı. 1848’de okuldan çıkınca, bazısına göre ressamlık bazısına göreyse sıvacılık öğrenmeye başladı. Lakin onun alanı bu değildi, ayrılıp oyunculuk sanatının peşinden gitti. Daha Şark Tiyatrosu (Arevelyan Tadron) açılmadan, birkaç arkadaşıyla beraber bir iki temsil verdi; sonra Şark Tiyatrosu’na girdi, çıktı, yeniden girdi, tekrar çıktı, bir daha girdi. Oyunculuk hayatını ve sanatını öyle çok sevdi ki bütün arkadaşlarını oyuncu olsunlar ve milletin zaaflarını tokatlasınlar diye zorluyordu. 1866’da Naum Tiyatrosu’nda Makbet’i sahneledi ve tutkuların alevlendiği zamanda öyle düzgün adımlar attı ki yanında güzel bir kız olsa güzel bir sotiş olurdu. 1870’de Serseri Yahudi’de Roden rolünü tam bir başarıyla canlandırdı. Daha başka rollere de çıktı fakat kandırma, sahtekârlık yapma rolleriyle şöhret oldu. Kendisinin de içinde bulunduğu tiyatro kumpanyası umutsuzluğa düşüp birkaç kez temsilleri durdurduğunda Vartovyan, ben tiyatroyu ve oyuncuları yaşatabilirim diyerek oyuncuları kendi yönetimi altında topladı ve (yeni) bir kumpanya kurdu. Doğrusunu söylemek gerekirse, Vartovyan’ın yorulmaz ve sıkıntılara aldırmaz çabası sayesinde bugün milletin bir tiyatrosu vardır. Kumpanyayı kurar kurmaz çevirmenler tuttu ve yabancı oyunlarla milletin zaaflarını tokatlamaya başladı. Malum, ademoğlu yabancı birinin kafasına indirilen tokatı çocuk dövmek kabilinden sayar. Bu (çeviri) durumu bugüne kadar değişmemiştir ve onun meşguliyetleri sebebiyle bundan sonra da değişmeye zaman bulamayacaktır. Tiyatroya devam etme arzusuyla  fil kadar büyük hatalar ona sinek gibi görünürler. Biri ona tiyatronun kusurlarını göstersin, bunları düzeltmek için kendini yormaz ve sanki gizlice şöyle der: Şu aşırılıkları talep etmeyin tiyatrodan, işte o zaman tiyatro da ayağa kalkar! Vartovyan, tiyatronun iç nizamnamesine göre oyunculara küçük büyük nakdi cezalar keserek gelirle gideri dengeler. Belli bir vakitten çeyrek saat sonra gelen oyuncudan da para cezası alır, çeyrek saat önce gelenden de. Rol kestiği sırada öksüren oyuncunun maaşından bile biraz keser. Oyuncuların idaresinde çok yürek eritmiştir, hâlâ da aynı şekilde yiyip bitirmeye devam eder; öyle ki yanına gittiğiniz gibi saçlarını yolarak ağlar, ben bittim, yaşayamam, fakat tiyatroyu yaşatmak için dişlerimi sıkıyorum, der. Fazlasıyla şüphecidir, iki kişiyi muhabbet halinde görsün, tanımadığı insanlar olsalar da belini eğip ellerini ovuşturarak yanlarına gider ve “Kardeşlerim, tiyatro benim değildir, milletindir, niye onu yok etmeye çalışıyorsunuz?” der. Bununla beraber bir yerde bugün şanına layık bir hayat sürer; yürümez, her zaman arabayla gelir gider. Öyle ki evine gitseniz az biraz yan odaya geçelim deseniz, araba ısmarlayın der. Rivayet edilir ki yakın zamanlarda arabasına oturmuş halde HAYG[2] oynayacakmış. Alicenaplığı sever fakat kullanmaz çünkü dokunur; nasıl bazı insanlar rakı sever ama dokunur diye içemez, aynı şekilde. Tiyatrosunda bugün yüze yakın aile barınır. (Muhtemeldir ki Patriklik tiyatroyu ayrı bir mahalle kabul ederek mahalle heyeti seçilmesi için talimat göndersin.) Bu ailelerin hayır dualarını alır, başkalarından aldığı bedduaların karşısına yazarak nihai mahkemeye sunulacak hesapları da şimdiden dengeler.

Vartovyan Efendi uzun boylu, orta yapılı, sarı renkli, uzun yüzlü, kısa sakallı ve küçük beyinli bir adamdır. Yüzünde kötülük görülmez, lakin iyilik de bulunmaz. Nihayetinde insandır, duruma göre iyi ya da kötü olur. Allah kötü durumlardan sakınsın.

Vartovyan Efendi her şeyden kendine kazanç sağlamak ister. Eğer ona “günaydın” derseniz, bu çok güzel bir konu, bundan bir komedi çıkaralım da, oynayalım, der.


(Kaynak: Hagop Baronyan. "Hagop Vartovyan". Mimesis 17. 2010)
Web: Şurada 



[1] Vartovyan’a, namı diğer Güllü Agop’a Osmanlı devletince 1870 yılında verilen tiyatro tekelinin nizamnamesi kastediliyor (çn.).
[2] Ermeni tarihinin efsanevi kahramanlarından biri. 


Hiç yorum yok: